Caferağa Spor Salonu

Nasıl yerler yaratıp, ne tür toplumlar içinde yaşayıp, gelecekte nasıl bir dünya görmek istiyoruz? Evimizin dışındaki dünyaya nasıl bağlanıyor ve onunla nasıl etkileşime geçiyoruz? Bu sorular mimarları olduğu kadar, şehir plancılarını, çevrecileri, yerel yönetimleri ve en önemlisi hepsinin de içine dâhil olduğu kentliyi ilgilendiriyor. Bir kent, ana iskeletini oluşturan birbirini bağlayıcı sokakları ve kamusal alanları –meydanlardan caddelere, parkalara, bahçelere, çocuk oyun alanlarına – ile imajını ve ara yüzünü belirler ve bu iskelet üzerine geri kalan her şeyi kurar.  Bu iskelet üzerindeki varış noktaları ne kadar çeşitli, ulaşılabilir, cazip, rahat, çekici, özgün ve kamuya açıkken, etrafındaki yapılaşma ile kurduğu ilişki ne kadar dengeliyse o denli benimsenir. Bu iskelet, ulaşım, güvenlik ve ayrışma için bir ara yüz olduğu kadar, kişinin görme ve görülmesi, kentin günlük oyununa dâhil olması ile ilgilidir. Kamusal alan doğal olarak gelişen bir veri değildir, genellikle ortaya çıkarılmak ve sürekli yeniden tanımlanmak durumundadır ve genel olarak araçların baskınlığını savuşturmaktan öteye geçmelidir. Kamusal erişimin izleri, kentin ne kadar çok içine girebiliyorsa o kentin kültürel canlılığından ve ortak zemininden o kadar söz edilebilir. Son yıllarda oluşan kentsel yapıya baktığımızda, daha çok alışveriş ve yaşam merkezleri gibi genel olarak kapalı ve sözde kamusal alanlara odaklanırken; kentsel dönüşüm kapsamı altında yıkılıp hiçbir şey olmamış gibi yeniden yapılan tekil yapılarla daha büyük ölçekteki kapalı konut sitelerinin, kentin ve toplumun ana iskeletini oluşturan kamusal alanlarını oluşturmada oldukça geriye düştüğü rahatlıkla gözlemlenebilir. Kent, kapımızın önünden öte değildir... Bu anlamda Kadıköy merkezi, -her yer gibi- yoğun iskeletinin üzerinde, kendine özgü dokusundan kaynaklı yapısıyla, kamusal erişimin izlerini oldukça içerilere taşıyabilmiş trafiğe kapalı bir merkeze ve çarşıya sahiptir ancak yine de, yeterince olduğunu söylemek henüz çok doğru olmayabilir. Merkezden uzaklaştıkça erimeye başlayan iskeleti, yerini hantal bir yapılaşmaya bırakmaya başlar. Yine de Kadıköy’ün birçok yönden daha canlı ve insan ölçeğinde bir yer olduğunu söylemek mümkündür. Trafiğe açıldığı ana hatlara ve özellikli varış noktalarına eşlik eden geniş kaldırımları ile kent hayatının akışkanlığı ve canlılığı hissedilir. İnsanların en çok ilgisini çeken tabi ki başka insanlardır ve kentler herkes için bir şeyler sağlama kapasitesine sahiptir, çünkü sadece ve sadece o zaman, herkes tarafından yaratılmış olurlar. Böyle olsa bile, Kadıköy'de yaşayanlar ile Kadıköy'e sadece uğrayanlar iki ayrı yeri anlatıyormuş gibi gelir ve duymuş olduğunuz her farklı bakış açısı iyi kötü doğrudur. Özellikle son dönemde, çarşı kısmının mevcut ara yüzünü takip edilemeyecek bir şekilde değiştirmeye başlamış olan cafe-bar vb. kullanımdaki yoğunlaşma, mevcut yerel dokuyu eriterek, Kadıköy hafızasındaki işlevlerin yer değiştirmesini ve bölgenin sadece eğlenme amaçlı kullanımını artırmıştır. Gerçek şehirlerin asla sadece eğlenmekle ilgili olmadıklarını biliyoruz. Eğlence şehirlerin yan ürünüdür ve kesinlikle olması gereken bir parçadır. Bir kent ne kadar çok ve çeşitli kimliklere sahip olursa ve zaman zaman kimliksizmiş gibi görünürse, onu bitmiş bir veri olarak değil, sürekli değişime açık kültürel bir yapı bütünü olarak algılamamız ve sahici bir araç olarak kullanmamız kolaylaşır.

Devamı...

Eşdeğer Mansiyon | 2016

Bilge Altuğ
Mehmet Metin Polat
Gizem Özer
Bengi Altuğ
Gökhan Turan
Ecem Özden


Kadıköy Belediyesi